Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi

http://ilef.ankara.edu.tr/akildefteri/

ilef.net Anasayfa    Akıl Defteri Başsayfa    Özel Haber

Anasayfa


Editörün Seçtikleri

11 Eylül'ün Günah Keçisi: Irak
Irak, Mart 2003'ten Bu Yana En Kanlı 1000 Gününü Yaşadı!
Sözde Barışa Gerçek Savaş
Hırvat Savaş Suçlusu Zanlısı General Gotovina Yakalandı
Hepsi...
 

Sekiz Çeşit Rüzgarda Bile Ilımandır Selanik Kaldırımları...
Selanik bir genç kız aslında. Büyük İskender’in kız kardeşi Thessalonike’nin adını alarak, Ege’nin en güzel köşelerinden birine kurulmuş “Thessaloniki”… Öznesiyle, nesnesiyle doğduğum kente benziyor Selanik… İlk kez gitmeme rağmen ilk defa görmüyordum bu dar sokakları, Ege insanlarını… Herkes ve her yer tanıdık, bildik. Ara sokaklardan kıvrıla kıvrıla yürürsen mutlaka bir meydan çıkar karşına; İzmir’de Cumhuriyet Meydanı ya da Konak Meydanı, Selanik’te Aristotelous Meydanı… Ege’nin iki yakasında da kordon boyunu ikiye böler meydana geçiş yolu… O meşhur Türk-Yunan ilişkileri, gerilimler, tarihi hesaplar, içte kalan topraklar, kısacası paylaşılamayan her şeyin paylaşıldığı bir yer var Ege’nin iki yakasında da: kaldırımlar… Evliya Çelebi’nin dediği gibi, “Sekiz Çeşit rüzgarla yine de havası ılımandır.” Bu kaldırımların!

"Kent Portfolyoları" bölümündeki tüm yazılar


Söyleyin bakalım...

Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yapılan çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Olumlu
Olumsuz

Gönder

‘Kosova‘nın Sorunlarının Priştine‘de Tartışılmasını Istiyoruz; Belgrad‘ta, Tiran’da, Washington’da, Londra’da Değil’

07/10/2004

Kosova Yeni dönem Gazetesi’nin ve Yeni Dönem Radyosu’nun sahibi Mehmet Bütüç, “Bizler Kosova’da yaşayan tüm halkların söz sahibi olabileceği, herkese eşit hakların tanınacağı bağımsız bir Kosova istiyoruz. Sırplar‘ın da orada olmasını istiyoruz ama Sırbistan‘ın değil. Sorunların Kosova‘nın başkenti Priştine‘de tartışılmasını istiyoruz; Belgrad‘ta, Tiran‘da, Washington‘da, Londra‘da değil” dedi.

Gülşen Bölükbaşı


1990’lı yılların sonlarında Arnavut ve Sırplar arasındaki gerginliğin artması yoğun çatışmalara neden oldu. Dünya kamuoyunu, yani “sesiz kalanlar” gözleri önünde yaşanan Bosna dramından sonra bir drama daha seyirci kalamazdı. Kosova’da yaşanan çatışmaların artması, “bu sesizlik” için bir prestij kaybıydı; Kosovalılar için, Balkanlılar için ise kapanmamış yaraların tekrardan kanaması idi. “Bal” kadar tatlı ama “Kan”la dolu Balkanlar’ın akıtılacak gözyaşı kalmamıştı. 27 Mart 1999’da NATO Kosova’ya müdahale etti. Buzdağının görünen yüzünde NATO’nun müdahalesi ile Kosova yeni bir yapılanma sürecine girdi. Ancak buzdağının görünmeyen gerçekliğinde Balkanlar’ın kritik bölgelerinden biri olan Kosova’nın geleceği hala belirsizliğini koruyor. Bölge halkları arasında 2004 yılı Mart ayında, beş yıl aradan sonra yeniden patlak veren etnik çatışmalar, istikararın sağlanamadığının bir göstergesi aslında. Miloşeviç rejiminin ardından Birleşmiş Milletler’in (BM) denetimi altına giren bölgede sorunların çoğu hala çözülmüş değil. Kosova kendi kararlarını alacağı günü bekliyor aslında. Yaklaşan seçimlerin bir dönüm noktası olması ümit ediliyor. Çatışmaları pekiştiren, büyüten, sonra da “çare arayan” politikalardan sıyrılmak istiyor Kosova. Mart ayında Prizren’de yaşanan çatışmalardan, Kosova üzerindeki labirent politikalara Kosova basını ne diyor? Kosova'da yayınlanan, Yeni dönem Gazetesi’nin ve Yeni Dönem Radyosu’nun sahibi Mehmet Bütüç, barış gücünün yardımını kabul etse de, “UNMİK’in (United Nation Mission İn Kosovo-Birleşmiş Milletler Kosova Misyonu) yaptığı tüm çalışmalar istikrarın sağlanmasında yeteri kadar etkili olamadı. Kosova 5 yıl sonra ne statüsüne kavuştu, ne ekonomik istikrar sağlandı, ne de sosyal yaşam düzeldi. Aile yapısına önem verilmedi. Her şey altüst oldu” diyor.


Akıl Defteri: Kosova’da 1998 yılında yoğunlaşan çatışmalar savaşa dönüştü ve 1999 yılının haziran ayında NATO’nun müdahalesi ile Kosova yeni bir oluşum süreci içerisine girdi. Müdahaleden bu yana geçen beş yıllık dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mehmet Bütüç: NATO’nun müdahalesi ile Kosova yeni bir yapılanma sürecine girdi. Güvenliğin sağlanması için dünyanın birçok ülkesinden gelen askerlerden oluşan KFOR (Kosova Force-Kosova Gücü) kuruldu. Bunun yanısıra Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) çalışmalarına başladı. İnsan haklarına, sosyal yaşama, eğitime, kültürel ve yöresel değerlere önem veren hükümet dışı örgütler, sivil toplum örgütleri kuruldu. AGİT’in, UNMİK’in yardımı oldu ve yeni bir yapılanma başladı.


A.D Peki BM’nin Kosova ile ilgili yürütmüş olduğu politika ne derece başarılı oldu? Kosova’nın statüsü hala belli olmadı. Mart ayında Sırplar ve Arnavutlar arasında çıkan çatışmalar iki halk arasında gerginliğin hala sürdüğünü gösteriyor. Bu çerçevede BM’nin, NATO’nun Kosova’da istikrarın sağlanmasında başarısız olduğunu söyleyebilir miyiz?

M.B. Kesinlikle söyleyebiliriz. Son dönemlerde çıkan çatışmalar Kosova’da her an herşeyin olabileceğini ve BM’nin 5 yıl içerisinde Kosova ile ilgili olarak yetersiz bir politika yürüttüğünü gösteriyor. Bunun yanısıra Sırplar’ın Kosova’yı hala Sırbistan’ın bir bölgesi olarak görmesi çok yanlış. Tarihe bakarsak 1913 yılında Londra Konferansı’nda Fransa ve İngiltere Kosova’yı Sırbistan’a veriyor. Sınırlar bir halkın bulunduğu bölgeler göz önünde bulundurulmadan belirleniyor. Şöyle bir Afrika haritasına bakarsanız İngiltere’nin, Fransa’nın oradaki bölgeleri çıkarlarına göre böldüğünü görebiliriz. Bu bir halkın, farklı ülkelerde bölünmüş bir şekilde yaşamalarına neden olmuş. Aynı şey Arnavutlar’a da yapılmış. Günümüzde Arnavutlar’ın bir bölümü Kosova’da, bir bölümü Makedonya’da, Sırbistan’da, Karadağ’da, Yunanistan’da, en büyük bölümü de Arnavutluk’da yaşıyor. Kosova’da bulunan Arnavutlar’ın zamanla nüfusu arttı, şimdi de bu halk özgürlüğünü istiyor. UNMİK’in yaptığı tüm çalışmalar istikrarın sağlanmasında yeteri kadar etkili olamadı. Kosova 5 yıl sonra ne statüsüne kavuştu, ne ekonomik istikrar sağlandı, ne de sosyal yaşam düzeldi. Aile yapısına önem verilmedi. Herşey altüst oldu.


A.D Ekonomik yapıda istikrarın sağlanamadığını söylediniz. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

M.B. Savaştan sonra Kosova’da üretim yeteri kadar yapılamaz oldu. Fabrikalar çalışmıyor. UNMIK’in kurmuş olduğu bir örgüt fabrikaları istediği gibi satıyor. 20-30 milyon dolar değerindeki fabrikalar 1 milyon dolara satılıyor. Satılan bu fiyattan işçilere sadece yüzde 20’lik bir pay düşüyor. Gerekli düzenlemeler yapılmadığı için özelleştirme iyi yürümüyor. Rekabetçi piyasa oluşturulmadan özelleştirmeye geçiliyor.


A.D Savaşin ardından çok sayıda yeni düzenleme yapıldı. Birçok alanda reformlara gidildi. Tüm bu gelişmeler orada yaşayan Türk halkını nasıl etkiledi.?

M.B. Bugün Kosova Sağlık Bakanı ve bu bakanlık çerçevesinde çalışan danışman ve uzmanların yüzde 95’i Türk’tür. Bunun dışında Kosova Meclisi’nde 3 Türk milletvekili bulunmaktadır. Bu durum oradaki Türkler’in tam görünümünü yansıtmıyor. Ama Kosova Demokratik Türk Partisi’nin daha iyi bir kampanya yürütmesiyle, daha iyi bir organizasyonla daha fazla milletvekili çıkarabiliriz. Yapılan yeni düzenlemeler ile Türkler neleri kaybetti? Dillerinin resmiyetini kaybetti. 1974 Anayasa’sında Türkler’in yaşadığı bölgelerde Türkçe’nin resmi dil olduğu belirtiliyordu. Bu resmiyet anayasaya bağlıydı. Bugün bu resmiyet hala var ama anayasaya bağlı değil, belediye tüzüklerine bağlı. Bu Türkler için olumsuz bir durum. Örneğin Prizren Belediyesi’nde Türkçe resmi dil olarak kabul edilmekte. Ama ilerde eğer aşırı tutucu bir Arnavut partisi belediye seçimlerini kazanırsa Türkçe’nin resmiyetini kaldırabilir. Bizim temel mücadelemiz Türk dilinin resmiyetinin yeniden anayasaya bağlanamsını sağlamaktır.


A.D Osmanli döneminde inşaa edilen eserlerin giderek yok olduğunu görüyoruz. Son dönemdeki çatışmalarda da eserler hedef alındı. Bunu nasıl değerlnediriyorsunuz?

M.B. Çatışmalarda tarihi eserlerin hedef alınması ve bilnçsizce yok edilmesi çok üzücü bir durum. Bu kadarı savaşta bile yapılmadı. Osmanlı döneminde hiçbir klise yakılmamış. Prizren‘de papaz okulları açılmış. Ortodoks, Katolik kliseleri yapılmış. Fakat günümüzde aynı hoşgörüyü göremiyoruz.


A.D Kosova’nın geleceğiyle ilgili beklentileriniz nelerdir?

M.B. Bizler orada yaşayan tüm halkların söz sahibi olabileceği, herkese eşit hakların tanınacağı bağımsız bir Kosova istiyoruz. Sırplar‘ın da orada olmasını istiyoruz ama Sırbistan‘ın değil. Sorunların Kosova‘nın başkenti Priştine‘de tartışılmasını istiyoruz; Belgrad‘ta, Tiran‘da, Washington‘da, Londra‘da değil.

Peki Kosova Medyası?


A.D Savaş öncesinde Kosova’daki medya ne durumdaydı?

M.B. Savaştan önce medya devletin denetimi altındaydı. Miloşeviç rejimine karşı olan Sırp medyası da vardı. Arnavut medyası da oluşmaya başlamıştı. Ancak bağımsız bir Türk medyası yoktu. Türkçe yayınlanan Tan gazetesi vardı ki bu gazete 1969 yılında çıkmaya başladı ve Kosova’da çıkan tek Türkçe gazete idi. 1974 yılında televizyonda Türkçe yayın başladı, radyo yayınlarının başlangıç tarihi de 1951’lere dayanıyor. 1992 yılından sonra baskılar artamaya başladı ve bu özgür bir medyanın gelişmesini engelledi.


A.D Peki savaş sonrasında ne tür değişiklikler oldu?

M.B. Savaştan sonra çok sayıda televizyon ve radyo açıldı. Tan gazetesi yayın hayatına devam edemedi. 1999 yılında Kosova Türkleri’nin ilk bağımsız gazetesi olan Yeni Dönem gazetesi çıkmaya başladı. Priştine’deki Türkler’in girişimiyle Kosova Radyo Televizyo’nunda Türk dilinde 5 dakikalık haber programı ve haftasonu 40 dakika süren bir program yayınlanmaya başladı. Kosova radyosunda var olan 2 saatlik Türkçe programın yanısıra 2 radyo daha kuruldu. Bunlardan biri Prizren’deki Yeni Dönem Radyosu ve Priştine’deki Kent FM radyosu.


A.D Yeni Dönem Gazetesi ve radyosu Yayın hayatına başlarken ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

M.B. En büyük sıkıntımız tabi ki maddi sıkıntı oldu. Tan’ın çıkamamasının ardından oluşan boşluk bir şekilde kapatılmalıydı. Bunun üzerine ben kendi sermayemden bir bölüm ayırarak Yeni Döenm gazetesinin çıkmasını sağladım. 1.5 yıl sonra radyo yayınlarını da başlattık. Koşullar çok zordu. Kosova’da kağıt yoktu, bilgisayarımız yoktu, en önemlisi elektrik sıkıntısı yaşıyorduk. 24 saat içerisinde iki defa ikişer saat elektrik geliyordu. Jeneratörümüz yoktu. Türk askerinin getirmiş olduğu jeneratörle ilk gazeteyi çıkardık. O dönemde Türkler açısından da durum hiç de iç açıcı değildi. Uluslararası örgütler Kosova’da Türklerin olmadığını savunuyorlardı. Biz de varlığımızı kanıtlamak amacıyla 24 Kasım 1999 tarihinde Türkçe yazılan gazetemizi hepsine ücretsiz olarak dağıttık. Gazetemizde Kosova ve dünyadaki gelişmelerin yanısıra bölgede yaşayan Türkler‘in sorunlarını da dile getirdik. Türkçe’nin resmiyeti kalkınca Kosova’daki tüm Türkler’in ilk yerel seçimleri boykot etmesini sağladık. AGİT’in binalarının önündeki posta kutuları halkımızın şikayet mektuplarıyla doldu. O dönemdeki UNMIK temsilcisi Bernard KOUCHNER’in ofisine binlerce protesto mektubu gitti. Bu gazete ile Kosova’daki Türk halkının toplumdaki değişiklikler hakkında bilgilendirilmesi ve farklı şehirlerde yaşayan Türkler’in birbirinden haber alması sağlandı. Bu gazete ile hedefimiz üçüncü bir yorum kaynağı olmaktı. Kosova’da var olan Sırp ve Arnavut yorumuna bizler üçüncü bir yorumu kattık. Radyomuzda dört dilde yayın yapıyoruz. 21 saat Türkçe, 3 saat de Arnavutça, Boşnakça ve Rom dilinde yayın yapıyoruz. Dört dilde yayını 1 Şubat 2003 tarihinde başlattık ve Kosova‘da bunu yapan ilk radyo olduk.


ilef tanıtım filmi
radyoilef Canli Yayin
ilef Fotograf Galerileri
net Gorünüm
ilef Web Sitesinden

"Göl", Milano Film Festivali'nde

2010-2011 Öğretim Yılı Güz Yarıyılı Ders Programı

2010-2011 Öğretim Yılı Ek Sınav Programı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETMENLİK SERTİFİKASI PROGRAMI BAŞVURU DUYURUSU (MEZUN ÖĞRENCİLER İÇİN)

2010-2011 Öğretim Yılı Akademik Takvimi

Güncellenmiş Hali ile 2009-10 Bahar Üç Ders Sınav Programı


 

Bu yazıyı  Yazdır |   Sayfa Başı  
 
© Akıl Defteri
Editör: Yeta Bütüç Editör Yardımcıları: Ahmet Görmez, Selma Arslantaş Yazar: Miray Melikoğlu

Akıl Defteri Anasayfa | İletişim
ilef.net © 1996-2007 ilef Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi. Tüm hakları saklıdır. | Fakülte iletişim bilgileri