http://ilef.ankara.edu.tr/radyo/

ilef.net Anasayfa    Radyo Atölyesi Başsayfa    Kütüphane / -makaleler / Eski güzel günler(Lambalı Radyolar)

Anasayfa


Editörün Seçtikleri

Genç İletişimciler’den işitsel alanda iki ödül daha!
XVI. Genç İletişimciler Yarışmasından İki Ödül
Radyo testi
Hepsi...
 


Söyleyin bakalım...

Radyo İlef'i dinlediniz mi?
Evet
hayır

Gönder

Eski güzel günler (Lambalı Radyolar)

Kış, İstanbul'a griliği ile yüklenmiş. Güneş, Balat'ın eski sokaklarında , ansızın çıkıp gelen kadim bir dost sıcaklığı ile bulutları aralayıp, öylesine bir görünüyor. Gökyüzü, iyiden iyiye içine kapanmış. Etrafta, sessizce ağlar gibi çiseleyen yağmurla birlikte, bir garip rüzgâra sarınmış hüzün geziniyor.

Kapısının üstünde asılı duran tenekeden "eski gazoz reklamları"yla birlikte yaşlanmış bakkal, allı morlu çamaşırları pencerelerden aşağı bırakmış, şişmanca kadınlar. Bir de illa ki, kızarmış balık ve yeni soyulmuş kuru soğan kokusu. Ve işte Balat. Bir zamanlar "Altın Boynuz" diye bilinen Haliç'in eteklerinde terk edilmiş bir semt.

Nusret Berişa, Balatlı. Kalın gözlükleri arkasına mevzilenmiş, bir lambalı radyo üstünde ibadet eder gibi çalışıyor. Tavandan sarkan ampul, onu ve radyoyu cılız sarı bir ışıkla aydınlatıyor. Kendine güveni noksansız Nusret Usta'nın. "Bana gelip de çalışmayanı olmaz," diyor.

"İnsan evinin içini nasıl gözü kapalı bilirse, ben de radyoyu öyle iyi tanırım. Hangi memleketin malı, ne zaman yapılmış, hatta hangi usta kaynatmış lehimlerini... Benim tezgâhıma otursun bir kere, tanımam için yeterli!"

Nusret Usta'nın transistorlu radyolar ile hiç mi hiç arası yok. Onun için delikanlılık günlerinin İstanbul'undan bugünkü İstanbul ne kadar uzaksa, transistorlu radyolar da kendisinden o kadar uzak.

Bu radyoların kaça alınıp satıldığını sorduğumuzda ise, fiyat sözcüğünü hiç mi hiç kullanmıyor. Israrla "kıymet" diyor Nusret Usta... Sanki bu cihazlara duyduğu saygıyı vurgulamak ister gibi. Sonunda 30 ile 70 milyon "kıymetten" alınıp satıldığını öğreniyoruz, lambalı radyoların.

Raflarda, kimbilir neyi bekleyen onlarca lambalı radyo, geçmiş yıllardaki itibarlarını, belki de son kez duyumsayacakları bir son istasyonda bekliyorlar.

"Cihazlara can vermeniz mümkün, ama geçen zamanı bir daha yaşatamazsınız. Kendimi bildim bileli İstanbul'dayım. Şimdiyi değil, eskiyi çok seviyorum.

Karamela şekerlerini, misketli gazozları, atlı bayram arabalarını, marul bostanlarını, kravatsız tek bir insan göremediğiniz Beyoğlu'nu, hiç tanışmayan kimselerin içten gülümsemelerle selamlaştıkları günleri, Cahide Sonku'nun genç kızlığının emsalsiz güzelliğini düşlüyorum. Onarıp çalıştırdığım her lambalı radyonun gür sesini duyduğumda, sanki dün yeniden canlanıyor. Ve sonra bir daha... Her ne kadar kendimi aldatsam da, bu da benim keyfim. Kim ne karışır!"

Haliç'te yunusların kışladığı diz boyu karlı soğuk ocak ayları geçiyor yorgun gözlerinden. Ardından, çift katlı konakların ferah bahçelerinde ıhlamur ağaçları, fesleğen, filbahri ve erguvanların kabına sığmaz coşkun sevinçleriyle merhaba dedikleri ilkbaharlar. Deniz kenarında kıyı boyunca yürüyüşe çıkan sedef tenli Rum kızları. Fener'den Kasımpaşa'ya mat, dökük boyalı hantal gövdeleriyle işleyen sandalları hatırlıyor.

İki iskelenin arasından suya belli belirsiz uzanmış Kılburnu Gazinosu'nun rengârenk ampullerinden çoğalan ışıklarla karşılanan gramofonlu akşamları, oynak dalgalarıyla mehtaba yakamozlanan alaturka şarkıların solgun namelerini dili döndüğünce anlatmaya çalışıyor.

Sesi, ağlamaya yakın, "Haliç şimdikinin aksine durgun, bulanık ve başların çevrilerek geçildiği kaynama kazanı gibi değildi. Midyenin âlâsını, tekir balığının en güzelini buradan alırdınız. Ve bizim gençliğimizde, 'Damadın radyosu var mı?' diye sorardı kız tarafı gelini vermeden evvel..." diye yakınıyor.

Balat'ın Balat olduğu zamanları, Hamiyet Yüceses'in sesiyle tahta masalarında mezeler eşliğinde Kan Şarabı içilen eski Bizanslı Agora Meyhanesi'ni, pirinç kapı tokmakları ayna gibi parlayan azınlık evlerini, gülümseyen gözlerle bakan Musevi esnafı, balkonları sardunyalar, gecesefalarıyla süslü İstanbul evlerini ve onların en seçkin yerlerine saygın bir aile büyüğü imişçesine kurulan lambalı radyoları aktarıyor dünden bugüne.

Mahzen serinliği her yanına çökmüş loş dükkândaki suskunluk, tam orta yerinden tuhaf bir cızırtıyla bölünüyor.

Nusret Usta'nın elinin altında markası kopalı yıllar olmuş bir cihaz. Cihazın karanlık kadranı likör yeşili bir ışıkla aydınlanıveriyor birden. Davudi bir ses yankılanıyor küçük dükkânda, "Şimdi türküler ve oyun havaları..."

Yüzünde cansızı canlı kılabilmekten mutlu çocuksu bir ifade. Hafiften titreyen ellerinde fark edilir bir telaşla oturuyor. Onca yıllık büyük bir sırrı açıklarcasına üzerine basa basa konuşuyor. "Ben geçmişi arıyorum, radyo bahane..."

Selahattin Ayyıldız, gazeteci




Radyo Atölyesi içinde
ilef.net'te
Web'de
ilef tanıtım filmi
radyoilef Canli Yayin
ilef Fotograf Galerileri
Gorünüm
ilef Web Sitesinden

2012-2013 Bahar Bütünleme Sınav Programı

Web Ortamında Haber Sunum Teknikleri-II Final Sınavı Ödev Konusu

2012-13 Bahar Ek Sınav Tarihleri (Ank. Ünv. Senato Karar Örneği)

2012-2013 Bahar Final Sınav Programı

2012-13 Bahar Mazeret Sınav Programı

ANAYASA DERSİ’ni alan öğrencilere önemle duyurulur.


 

Bu yazıyı  Yazdır |   Sayfa Başı  
 
© Radyo Atölyesi
Sayfa Sorumlusu: Halil R. Güven Editör: Itır Gökgücü

Radyo Atölyesi Anasayfa | İletişim
ilef © 1996-2011 ilef Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi. Tüm hakları saklıdır. | Fakülte iletişim bilgileri